Dünün ve tüm öncesindeki şeylerin yorgunluğu o kadar güçlü olmuş olacak ki uykunun ne kadar tatlı olduğunu şimdiye dek doğru dürüst anlayamamışım. Aslında tüm bu yaşadığım şeylerden bir nebze uzak kaldığım için de uykuyu bu denli seviyor olabilirim. Çok şükür ki sahip Yeşim en azından uykumda bana hükmetmiyordu. Gözlerimi açtığımda artık yeni meskenim olan o spor ayakkabılarının içindeydim yine. Halen garip ve utanç verici olmakla birlikte bir miktar bunu kabullenmiştim. Daha iyi bir opsiyonumda zaten yoktu. Ayrıca mental koşulları dikkate almazsak da fiziksel açıdan rahat bile olduğu söylenebilir. Kuru betonun üstünde de yatabilirdim sonuçta. Ayrıca içinde bulunduğum noktadan her ne kadar hoşnut olmasam da baya bir ilerleme katettiğimi söylemek isterim. Nitekim toplam yedi adet bölüm vardı ve ben 3 tanesini başarı ile geçmiştim.

Bir tanesinde ufak bir tümseğe takılsam da şu an bu noktadaydım. Geriye kalan bölümleri düşünmeye koyulmuştum bile. Acı, Hizmetkâr, Kabulleniş ve İbadet. Bugünkü bölüm olan acı'yı saymazsak bence hiçbiri ne bir bok böceği ne de pet kadar zorlayıcı gözüküyordu. Yeniden eski boyutuma kavuşacağıma olan inancım bir nebze olsun yeniden gelmişti. Her zaman yaptığım gibi bugünkü bölüm olan acı ile ilgili varsayımlarda bulunmaya koyuldum. Acı iki türlü olabilirdi. Ya fiziksel ya da mental. Tabii üçüncü bir ihtimal de her ikisi birlikte. Açıkçası yaşadığım tüm şeylerden sonra mental olarak daha fazla acı çekeceğimi düşünmüyorum. Yani denemek istiyorlarsa buyursunlar. Ama oradaki eşik seviyem ve duyarsızlığım artık çok farklı bir noktaya gelmiş durumda. Bu yüzdendir ki tahminim fiziksel bir acı ile karşı karşıya kalacağım yönündeydi.

Hem can korumamın da aktif olması bu ihtimali güçlendiriyordu. Keşke ölüm opsiyonumu aktif etseydim demekten geri duramıyorum. Evet, hangi salak bu cennette ölmek ister ki? Tek sorun buranın bir cennet olmadığı gerçeğiydi. İnsanın algıları ne kadar karmaşık değil mi? Üç dört gün önce zihnimde bu evreni kurarak kendimi tatmin ederken şu an kendimi tatmin ettiğim bu evrenin içindeyim fakat tatmin olamıyorum. Gerçekten akıl alır gibi değil. Hâl böyle olunca şu soruyu kendime sormadan edemiyorum. Sevdiğimi sandım şeyler ile sınandığımda acaba onları yine sevebilecek miyim? Yaşadığım bu şeylerden sonra artık bu soruya net bir cevap vermem iyice güçleşmişti. Tek bildiğim ise ben aslında kontrollü kontrolsüzlüğü seviyormuşum. Her neyse tüm zamanımı bunlar ile konuşarak geçirmeyecektim.

Ayrıca belki söylemeyi unuttum ama bugün sahip Yeşim'in evde olduğuydu. Bir yandan sevinmiştim nitekim evde yalnız olmak gerçekten sıkıcıydı. Bir yandan çok hoşnut olabildiğim söylenemez nitekim bölüm kapsamında daha uzun bir süreye maruz kalacaktım. Ha tabii buna bağlı olarak bölümü geçme potansiyelim elbette artacak. Sahip Yeşim uyanmış olacak ki yavaş yavaş seslerini duyabiliyordum. Ayakkabının dış dünyaya açılan açıklığından baktığımda güzel yüzünü görebilmiştim. "Uyanmışsın bakıyorum uykucu. Günaydın bok böceğim (:" Günaydın sahip Yeşim. Gördüğüm kadarıyla bugün çok enerjik olacağı belliydi. Benim çok hayrıma olmasa bile böyle olmasını sevindim. Nitekim görmezden gelinmek vs. gibi şeyler beni daha çok yıpratıyordu. Bölümde gelebilecek olası şeyleri de hesaba kattığımda nedense şu an biraz yalakalık yapmam gerektiğini de düşündüm. Sahiplerin sahibi Yeşim'in hizmetinde olduğum için ne şanslı bir bok böceğiyim ben diyerek biraz yaranmaya çalıştım. O güzel kahkahasını da atarak "Bak sen şu bok böceğine iltifat da edermiş" dedi. Tabii bunu az sonra yaşanacak şeylerde üzerime fazla gelmemesi için yaptığımı bilmiyordu tabii.

Tek istediğim şu lanet durumdan kurtulup, eski hayatıma geri dönmekti. Görevleri yaparken istekli olsam bile geri kalan zamanlarda istekli olmaya mecbur değildim sonuçta. Beni ayakkabının içinden çıkarıp sehpanın yanına koymuştu bile. Dün uzun uzadıya sohbet ettiğimiz için şu an aslında üzerine konuşulacak mühim bir konu kalmamıştı. O nedenle kendisi biraz reels'de gezerken ben ise sap gibi onu bekliyordum. Bu sırada onu incelemeye başladım biraz. Ayaklarını üst üste atarak sehpaya uzatmıştı. Üstte kalan ve tabanları gözüken ayağı bana bakıyordu. Biraz taraklı ve dolgun olan ayakları şu an için tek manzaramdı. Ara sıra parmaklarını oynatıyor, nadiren de çıtlatıyordu. O ayaklar karşısında kendimi ne kadar çaresiz hissettiğimi eğer ki şu an benim yerimde değilseniz inanın bilemezsiniz. Bunları yaparken dizlerimin üstünde olduğumu söylememe gerek yoktur herhalde.

Yine bu sırada yaranmak için Ayaklarının önünde usulca yere kapandım. Şu an beni izliyor muydu ya da başka ne yapıyor hiçbir fikrim yoktu. Tek gerçek kuzenimin ayakları önünde yere kapanmış olmam ve durumdan da anlaşıldığı kadarıyla beni takmadığıydı. Yine o lanet sms sesi ile irkilmiştim ki kalkmak durumunda kaldım. Sahip Yeşim ile göz gözeydik. Çok uzun sürmedi hemen okumaya koyulmuştu bile. Yavaş yavaş inceliyor ve süzüyordu. Yüzünde hafif sinsi bir gülümseme belirtmişti. Daha önce de dediğim gibi. Kendisi her ne kadar masum gibi görünse bile içinde bir yerlerde bir canavarın yattığını adım gibi biliyorum. Tüm bu yaşanan şeyler ise onları tetikliyor ve uyuyan devi uyandırıyordu.

"Evet bok böceği. Bölümle ilgili çok spesifik bir kural konmamış. Bölümün ismi acı ve gerek mental gerekse fiziksel olarak sana acı verecek şeyleri senin üzerinde deneyeceğiz. Bu arada güzel bir haberi de seninle paylaşmak istiyorum." Dedi. Ben o haberi ne olduğunu maalesef bilsem de mecburen sormak durumda kaldım. Nedir sahip Yeşim? "Burada yazana göre herhangi bir fiziksel darbe vs. sonrası ölmen mümkün değilmiş. Özetle her durumda yaşayacaksın. Bunun da olmasına sevindim. Çünkü hem bölümü geçmek için elimizi güçlendirecek hem de olası bir aksilik çıkmayacağını bilmek beni rahatlıyor" şeklinde konuştuğu bir konuşma yaptı. Bunun meali ben ayvayı yedim demekti. Sahip Yeşim'in güvenlik endişeleri nedeniyle yapmayacağı şeyler varsa da artık bunu yapacak demekti.

"Hazır mısın bok böceği (:" ikazı ile hazır olmasam ne yazar ki diyebildim kendi içimden. Hazırım sahip Yeşim. Sigara paketinden bir dal sigara çıkarıp yakmıştı bile. Siz onu evde uzun süre görmediğiniz için bilmiyorsunuz ama evet sigara içerdi. Amansız bir hareketle tüm dumanı üzerime üfürmesi ile dünyam kararmıştı. Bu aslında olacakların habercisi bir eylemdi. "Ağzını aç komutu ile mecburen dediğini yapmamaya koyuldum. Ne olacağını maalesef biliyordum ve karşı koyamazdım. Sigaranın küllerini usulca ağzıma yeri geldikçe doldurmaktan imtina etmiyordu. Dilime düşen her kül parçasında canım yanıyor ve gözlerimden yaşlar akıyordu. Belki hoşuna gittiği için belki de bölüme olan titizliğinden kaynaklı herhangi bir endişe duyar hali ya da çekimser bir tarafı yoktu.

Bunu çok basit bir şekilde uyguluyordu. Ağzıma düşen kül parçalarını her yutmak istediğimde bir yanım daha yaralanıyordu. Son kül parçasını ağzıma koyduktan sonra da sigarayı söndürüp iyice gerinmeye başladı. Bir sonraki vereceği emiri beklemek üzere dizlerimin üzerine çökmüştüm bile. Ve duymak isteyeceğim son kelime ile cümleye başlamıştı bile: "Madem ölme gibi bir sorunumuz yok. O halde neden bunu deneyimleyebileceğimiz şeyler yapmıyoruz" dedi. Kim bilir aklında ne tür şeytanlıklar vardı. Bana "Sen nesin" diye bir soru yöneltti. Bok böceği şeklinde cevap verdim. "Yani en nihayetinde bir böceksin. O yüzden oynayacağımız oyun böcekler için olan bir oyun. Seni masanın üzerine koyacağım. Bir bitiş ve başlangıç çizgisi belirledikten sonra koşmaya başlayacaksın. Ben de bu sırada sineklik ile seni avlamaya çalışacağım." Kendi içimden sanki bulunduğum konum itibariyle vücudumun o sinekliğe yapışma ihtimali yokmuş gibi sonucu belli olan bu şeyi sindirmeye çalışıyordum.

Fakat bu ağızdan çıktı ise elbet ki artık yapılacaktı. Dediği şekilde beni çoktan masanın üzerine koyup yapması gereken tüm şeyleri ayarlanmıştı bile. Elinde de devasa olan sinekliği görmüştüm. Kendi vücudumu bir anlığına o sinekliğin üzerine yapışmış olarak tasavvur ettim. Kanım çekilmişti. "Yarış başlasın bakalım bok böceği. Koş koş koş" Canımı dişime takarak var gücümle koşuyordum. Tam bu esnada güçlü bir darbe ile sineklik yanıma yapışmıştı. Kalbim küt küt atıyordu. Ne kadar süredir koşmama rağmen daha sanki yolun yarına gelememiş gibi hissediyordum. Tüm bunlar olurken kahkaha seslerine ek olarak masaya yapışan küt sesleri birbirlerini harmanlıyordu. Bitiş noktası olan beyaz çizgiye çok yaklaşmıştım. Son bir güç ile kendimi de havaya atarak salınmıştım.

Gökyüzünde giderek büyüyen gölge her ne kadar reddetsem de az sonra olacakların habercisiydi. Üzerime tonlarca yük binmişçesine bir ağırlık ile karşılaşmam üzerine saniyeler içerisinde kendimi masa ile sineklik arasında bulmuştum. Aynı buna yapışan bir sineğin tam olarak ölmeden önce kanatlarını falan çırpması gibi bir vaziyetteydim. Pestilim çıkmış haldeyken sol bacağımı kıpırdatmaya uğraşıyorum. Henüz ölmemiştim ya da resetlenmemiştim. Bu şekilde kaldığım süre boyunca da çektiğim acı katlanarak artıyordu. Gözlerimden yalvarırcasına sahip Yeşim'e bakarak yarım kalan bu işi tamamlamasını istiyordum. Anlamış olacak ki hava da salındıktan sonra ikinci kez masanın sert yüzü ile buluşmuştum. Sinekliği kaldırdıktan sonra saniyeler içerisinde tüm vücudum yenilenmiş bir şekilde tekrar onarılmıştı.

"Buna gerçekten inanamıyorum. İnanılmaz bir şey bu" Değil mi? Ama kime göre işte? "Şimdi bok böceği bir iki gündür merak ettiğim ama hiçbir zaman yapamayacağım bir şey vardı. Fakat bu olanlardan sonra sanırım bunu dememizde bir sakınca gözükmüyor." Ne yapmak istediğini anlamıştım ama karşı koysam ne olurdu ki? Nedir sahip Yeşim? Madem ölmüyorsun seni en azından bir kez bile olsa ayağımın altında ezmek istiyorum. Çıplak ayak mı? Terlik mi sen seçebilirsin" Ne büyük lütuf değil mi? Ağlamak istiyordum ama elimden bir şey gelmezdi. Çıplak ayak diyebildim sadece.

Bedenimi yeri geldiğinde tuvaletlerde gezdiği ayakkabının altına görmek istemiyordum nitekim. Beni hızlıca kavrayıp sert zemine koymuştu bile. "Başlayalım o halde (:" Yukarıya baktığımda devasa gibi uzanan sahip Yeşim'i görebiliyordum.


 Topuğu yere basılı bir şekilde ayağını kaldırmaya başlamıştı. Az sonra bu ayağını altına yapışacağım gerçeği çok acımasızdı. Ayağını sert bir şekilde değil de yavaş yavaş indiriyordu. Ne yalan söyleyeyim işini biliyordu. Her anın tadını çıkarıyordu. Ayağı ile zemin arasındaki boşluk sadece birkaç santim kalmıştı. Yük yeni yeni üzerime hücum ediyordu. Anlık bir çabukluk ile ayağını bastırarak kendi eksininde ufak bir yön tayini yaparak aynı bir böcek gibi beni ezmişti. Koltuğa oturup, ayağının altını kendine çevirerek zavallı vücudumu incelemeye başladı. Yüzünde aynı ıyyy gibi iğrenme havasını da takınarak ikinci sert darbeyi indirmişti.

Yine saniyeler içinde eski halime gelmiştim. Her ne kadar içimden küfürler ve isyanlar etmek gelse de bölümün de içinde olmamadan dolayı önünde eğilip, bana bunu bahşettiğiniz için teşekkür ederim sahip Yeşim diyebildim. Komik olmuş olacak ki ve de öyle olduğundan o da gülmüştü sadece. Neyseki sms sesini duyunca bu çileyi en azından öyle veya sonuca erdireceğinden dolayı derin bir nefes aldım. Yavaş yavaş sonucu okuyordu. Şanslı bir böceksen ki yine geçtin hadi" dedi. Derin bir nefes almıştım. Tüm bu çektiğim şeylere değmesi beni rahatlatmıştı. "Bundan sonra ortalık yerde istediğin gibi dolaşabilirsin. Ne de olsa diğer böceklere kıyasla çok güzel meziyetlerin var" diyerek tebessümle ifade etmişti. Geri kalan süreç zarfında tüm yaşadığım şeylere ek olarak artık bir böcek gibi ezilme korkusu da eklenmişti.