Şu gelebildiğim noktaya ulaştığıma halen inanamıyordum. Birbirinden lanet yedi bölüm seçmiştim ve bir şekilde bunların beş tanesini başarı ile atlatmıştım. Küçüldüğüm ilk günü hatırlıyorum da ne halt yiyeceğimi düşünüp, kendime zulmediyordum. Hoş öyle bir noktada ondan farklı bir tepki vermem de beklenemezdi gerçi. Ama o günler bir şekilde geçmişti. Ben de şu an bulunduğum noktadayım. Özgürlüğüme kavuşmak için sadece ama sadece iki bölüm kalmıştı. Elimden gelen tüm çabayı gösterip, sahip Yeşim'in de bir şekilde lehime karar vermesini umarak kendimi teskin ediyordum.
Dünkü rahatlamanın verdiği huzur ile mışıl mışıl uyumuştum. Her ne kadar ayakkabının içi çok yoğun koksa da insan zamanla buna da alışıyordu. Bugünkü bölüm kabulleniş idi. Halen kabul edebildiğim söylenemez. Fakat işler neticede iyi gitmez ise kabullenmek için 25 yılımın olacağı gerçekti. 25 yılı klavyeden tuşlamam sadece iki saniye sürmüştü. Sadece iki saniye. Ne kadar kolay gelmişti o zaman halbuki. Ufacık bir zevk için ne büyük bir bedeldi. Neyseki 50 yıl falan yazmadığım için şükrediyordum. Gerçi 25 yılın da ondan kalır yanı yoktu. Her halükârda gençliğimin en güzel yıllarını kuzenimin hizmetinde geçirmek durumunda kalacaktım. O gezecek tozacak ve gönlünce eğlenecek. Ben ise tek hedefi onun tabanları olan manzaram ile yıllarımı heba edecektim. Ne büyük bir trajedi.
Ben bunları düşünürken sahip Yeşim'in sesleri ufaktan gelmeye başlamıştı. Yeni gün yeni şeyler demekti. "Günaydınnn bok böceğim" demesi ile içinde bulunduğum acizliği tekrardan hatırlamıştım. Günaydın sahip Yeşim diyebildim sadece. "Bakıyorum bugün kendi başına maceralara atılmayıp, uslu uslu beni beklemişsin (:" diyerek hafif alaycı bir tonda konuşmasını sürdürüyordu. Ne diyebilirim ki açıkçası tam da bu sebepten dediği işe kalkışmamıştım. Bir insanın ki bu kuzeniniz oluyor aynı zamanda. Onun tabanları altında çaresizce ölmeyi dilemek. Fakat bunun bile size lütfedilmediği. Onun yerine tükürüğünde son nefsinizi verdiğinizde tekrar bu işe kalkışmamayı anlayabilirsiniz diye umuyorum. Her neyse şu an tekrar dışarıdaydım ve bugün olacaklar için kendimi hazırlamıştım. En azından öyle umuyordum yani.
Odanın sessizliğinde o lanet sms sesi yankılanıyordu yine. Kaderime giden yolda sondan ikinci durak. Sahip Yeşim yine sakin tavrını koruyarak incelemeye koyulmuştu bile. O bilmese bile ben ne halt yediğimi biliyordum tabii. Telefonun kenara koyup belli bir mesafesini de koruyarak konuşmaya başladı. "Çok zorlanacağını düşünmediğin bir bölüm açıkçası. Hatta avantajlı bile olduğun söylenebilir yine. Bölümün ismi kabulleniş. Felsefesi ise senin kendi istek ve arzunla seçeceğin bir uygulama neticesinde, yine benim de inisiyatifim ile bölümü tamamlamak üzerine kurulu. Bu noktada zaten kuzeninim diye kendini şanslı sayma. Bu noktada objektif olmam da yine önemli bir kıstas olacakmış. Özetle büyük ölçüde kaderin kendi ellerinde sayılır."
Bölümden beklentim açıkçası daha farklı şeylerdi. Fakat bu noktada benim açımdan büyük bir sorun da yoktu. Genel olarak fark ettiğim şey ise sonlara doğru yaklaştıkça süreçte sahip Yeşim'in inisiyatifinin artmasıydı. Belki de içinde bulunduğum durumu unutmam içindi tüm bunlar. Tek bildiğim kendi işimle ilgilenmem gerçeğiydi. "Var mı aklında bir şeyler bakalım" demesi ile kendime gelmiştim. Evet, sahip Yeşim diyebildim. Dün teşekkür etmek maksadıyla başparmağınızı öptüğümde biraz bakımsız olduklarını fark ettim. Arzum ağzımı kullanarak onlara hak ettikleri bakım ve saygıyı sunmak. Elbette siz de arzu buyurursanız diyebildim.
"Hahah, açıkçası kulağa hoş geliyor. Kendi arzunda buysa başlayabilirsin bok böceği (:" Koltuğa oturduğu vaziyetteyken ayaklarını aşağıya doğru sallandırmıştı bile. Karşımda ilgilenmem gereken tam on adet parmak vardı.
Bu arada neden bu bölümü seçtiğimin asıl altında yatan sebebi merek edebilirsiniz. Ayaklara karşı her ne kadar bir arzum olsa da tırnaklar noktasında aynı yaklaşımı sergilediğimi söyleyemem. Hatta belki bazılarınız da fark etmişsinizdir ki tırnaklar ayağa göre çok daha pis kokan yerlerden birisi. Hal böyle olunca bir şeyleri kabullenmem gerekiyorsa buradan başlamayı uygun gördüm.
İlk olarak ona göre sağ bana göre sol ayak başparmağına yöneldim. Yaklaştıkça acizliğimi bir kez daha hissediyordum. Başparmağı bile benden kat ve kat büyüktü. Öncelikle tırnakları biraz nemlendirmek üzere işe koyuldum.
Boydan boya yalıyordum. Henüz koku olarak rahatsız olduğum bir durum ile karşılaşmamıştım. Tırnaklar parladıkça kendi yansımamı yavaş yavaş görebiliyordum. Gördükçe kahroluyor ve içim burkuluyordu ama elden ne gelir ki? Nemlendirme işini yavaş yavaş bitirdikten sonra sıradaki işim tırnakların alt kısmındaki kirleri yalamaktı. Aslında mantık sırasında bunu yapmamam gereken bir sıralamada olabilirdi. Fakat içinde bulunduğum durumu ki kabulleniş diye de bir bölüm gerçeği de varken bu şekilde yapmayı uygun gördüm.
Alt kısımlara yaklaştıkça koku katlanılmaz boyutlara ulaşmıştı. Neyseki aşırı kirli olmaması tek teselli kaynağım oluyordu. Dilimi utana sıkıla oradaki kirleri temizlemek ve akabinde de yutmak üzere kullanmaktaydım. Bazıları gerçekten kir bazıları ise çorap tüyü gibi parçalardı. Tek bildiğim ne olursa olsun benim mideme yolcu olacakları gerçeğiydi. Öyle de oluyordu. Fırsat vermeden birer birer içime gidiyordu hepsi. Sıra en katlanılmaz olan şeye gelmişti. Tek tek dişim ile yamuk yumuk olan tırnaklara düzgün bir şekil vermekti. Kendimden iğrenerek bunu yapmaya başlamıştım bile. Şekilsiz olan tırnakları dişimle aynı bir ağacı yontar gibi yontuyordum.
Kıtır kıtır sesler geliyordu. Dökülen parçaları ise kendi hür iradem ile mideme doğru bir yolculuğa çıkarıyordum. Şu an böyle bir şey yaptığıma inanmakta güçlük çekiyordum. Fakat şu an bu canlı kanlı oluyordu. Önümde on adet tırnak ve teker teker hepsine uyguladığım gerçeği.
Tırnak kokusu o kadar felaket bir şey ki kusmamam büyük bir başarı aynı zamanda. Neyseki bu işkencenin bitmesine son bir serçe parmağı kalmıştı. Serçe parmağı bile benden kat ve kat büyüktü. Dışımdan olmasa bile içimden ağladığım kesin olan bir şey. Son bir dayanma gücüyle bunu da bitirmek üzereydim artık. Tüm bunlar olurken sahip Yeşim hiç ilgilenmemişti bile benimle. O da artık ortama iyice uyum sağlamıştı. Yer yer zevk aldığını da söylememek olmaz tabii ki. Bitirdim sahip Yeşim dedim. Telefonunu bir kenara bırakıp, "bakalım neler yapmışsın" diyerek yaptığım işi incelemeye koyuldu. Detaylı detaylı incelemekteydi.
"Benim senin bilmediğim bir kuaför geçmişin falan mı vardı acaba? O minicik boyunla harika bir iş çıkarmışsın. Aferinn (:" demişti. Mevzu bahis siz olunca elimden gelenin en iyisini yapmak benim görevim sahip Yeşim. "Bir de şeyi fark ettim bu arada. Tırnaklarım düzelmiş ama yerde falan hiç tırnak parçası yok. Nereye uçtular?" Biliyorum tırnaklarınıza dahi layık değilim ama onları yerde görme düşüncesi beni kahrediyordu. Ben de en azından yerde durup, en sonunda çöpe gitmesindense onları da yutmayı uygun gördüm. Haddimi aştım ise de merhametinize sığınarak beni yani bok böceğinizi bağışlamanızı diliyorum. Oda yine onun kahkahaları ile inliyordu. Uzunca bir iç çekerek: "ayyy, bok böceğime bak sen. Neler de düşünürmüş. Açıkçası yaptığın eylemdeki güzel niyeti anlıyorum. Hoşuma da gitmedi değil. Fakat bir konuda haklısın ki onları sana lütfetmediğim sürece hak edemezsin. Bu seferlik bunu bir sorun teşkil etmiyorum. Bir dahaki sefere bunun için önümde yalvarmanı görmeyi dilerim"
Kelimeler ağzından döküldükçe düşen sadece kelimeler değildi. Gururum, haysiyetim ve erkekliğim de onlarla birlikte düşüyordu. Haklısınız sahip Yeşim diyebildim. "Aslında yaptığın işlem çok rutin sayılabilecek bir şey olmasına karşın tırnakları yeme noktasındaki iyi niyetini yani bunu kabullendiğin gerçeğini de düşündüğümde bölümü geçmeni onaylıyorum. Yat kalk bana dua et ki böyle bir kuzenin var (:" Her ne kadar tüm bunlar bir bölümde olsa içten içe bana davrandığı böyle durumlarda gerçekten bu durumu kabulleniyordum. Her neyse sonuç olarak önemli bir virajı daha atlatmıştım. Kurtuluş için son bir gece daha düşüncesi ile geleceğe dair umudum en üst noktaya taşınmıştı.
0 Yorumlar