Yeni hayatım aslında aşırı kötü değildi. Tek sorun görmezden gelinmek. Zira normal hayatım boyunca hep gözler önünde ve ön planda olmuştum. Tanrıçam Ela ise bu konuda çok tavizsizdi. Evet, az önce az da olsa onunla bir diyaloğuma şahit oldunuz. Lakin bu muhtemelen görüp görebileceğiniz tek diyaloğumuzdur. Nitekim onun bize herhangi bir ihtiyacı yok. Hatta çoğu zaman gün içinde gerek ayakları altında olsun ya da türlü türlü şekillerde olsun bir böcek gibi can veriyordum.
Tabii o bir tanrıça olduğu için hemencecik geri dirilebiliyordum. Sonsuz bir döngüde bunu yaşadığınızı düşünün. Ne kadar çabalarsanız çabalayın yine eziliyorsunuz. Üstelik yine ne kadar uğraşırsanız uğraşın onun ilgisi veya dikkatine layık olamıyorsunuz. İşte bu psikolojik olarak insanı günden güne yiyen bir şey. Bu sırada başımı kaldırıp etrafı kolaçan etmek istemiştim. Kimse yoktu. Tanrıçamın ilgisini çekmek istiyordum. Lakin sizlere de anlattığım üzere ne yaparsam yapayım bu oldukça güçtü. Ben de acaba ona karşı hata işlersem beni dikkate alır mı diye düşünmeye koyuldum. Aslında bu işe yarayabilirdi. Tabii yine de başarılı olacağımdan emin değildim. Ama denemek zorundaydım. Ne yapabilirim diye beyin fırtınası yapıyordum. Cevap hemen gelmişti.
Sahip olmadığım bir şeye sahip olmaya teşebbüs etmek belki bu yolda kapıları bana açabilirdi. Hemen önümde alabildiğine uzana boka bakıyordum. Ona dokunmam dahi yasaktı. Fakat bunu yapacaktım. Yavaş yavaş tabağın içine doğru geliyordum. Koku da doğru orantılı olacak şekilde artıyordu. Koku öyle bir şeydi ki bunu hem arzulandırıyor hem de tiksindiriyordu. Arzu daha ağır basıyordu tabii. Her ne kadar bir hata işleyip dikkat çekmek istesem de Tanrıçam Ela'nın bokuna karşı böyle elimi kollumu sallayarak gitmek olmazdı. Bir Elaist için bu kesinlikle kabul edilemezdi. 5mm boyutumla yere sırtüstü pozisyonda uzandım. Akabinde de başımı dahi kaldırmadan sürünmeye başladım. Olması gereken buydu. Tanrıçamın bokuna ancak böyle ulaşabilirdim.
Yavaş yavaş bir sürüngen gibi ilerliyordum. Ne kadar mesafe kaldığından bir haberdim. Çünkü başım eğik yukarı dahi bakmıyordum. Diyebilirsiniz ki zaten birazdan oraya ulaşacaksın. O zaman bu niye? Evet, ulaşacağım. Lakin burada sembolikte olsa yapmam gereken şey bu. Bunu yapmak zorundayım. Sonunda gelmiş olacağım ki kafam sert bir şeye çarpmıştı. Başımı yavaş yavaş kaldırıp yukarıya bakmaya başladım. Devasa bir yol gibi gökyüzüne uzanıyordu sanki. Acizliğimi bir kez daha iliklerime kadar hissettim. Yavaşça ayağa kalktım. Tabii kalmış olmam bir şeyi değiştirmiyor. Eğer bu boydaysanız sizin için fark eden bir şey olmuyor. Öncelikle olarak tanrıçama saygımı ve minnetimi sunmak bağabında derin derin soluyarak ve onları öperek bunu sağlıyordum. Yüzey kısımdaki tüm ince ayrıntıları görebiliyordum. Bok parçalarının o ufacık boşluklarından bile küçüktüm. Tanrıçam istese beni oraya dahi koyup, son nefesimi verdirtebilirdi.
Bunları düşünürken biraz daha vitesi yükseltiyordum. Dilimi çıkarıp ufak yalama girişimlerinde bulunuyordum. Tabii yine denilebilir ki o ufacık boyutunla dilin ne kadar olabilir ki? Fakat sizin es geçtiğiniz nokta olaya kendi perspektifinizden bakmanız. Muhtemelen dilimi geçtim baktığınızda beni dahi göremeyeceksiniz. Lakin ben kendi perspektifimden olaya müdahil olduğumda işler değişiyor. Yine normal bir dilim ve vücudum var. Tek fark nesneler benden çok büyük. Haliyle yaptığım tüm eylemler benim nezdimde oldukça gerçekçi.
Şöyle hayal edin. Duvar bir ayak tabanı olsun. Siz de onu yaladığınızı varsayın. İşte benim durumum bu. O yüzden oldukça gerçekçi ve tutarlı bir durum. Tabii sizin şansınız benim gibi bir boku yalamamanız :)) Her neyse işime devam ediyordum ben. Tanrıçamın bokunu yalayarak haddimi fazlaca aşıyordum. Tabii amacımda buydu. O nedenle biraz daha haddimi aşmak istedim. Ufak birkaç ısırığın haddimi aşma noktasında oldukça yararlı olacağını biliyordum. Ağzıma gelir gelmez yine o arzuyu hissettim. Hem istiyor hem reddediyordum. Lakin en son yine yapıyordum.
Tüm bunlar olurken olup olabilecek en kötü şey oluyordu. Birbiri üstündeki iki bok parçasından birisi yavaş yavaş harekete geçmişti. Eğer ki yeterince hızlı koşmaz isem altında ezilmemem sadece bir hayal olurdu. Var gücümle koşmaya başladım. Koşarken önümde beliren gölge ise zamanımın bittiği anlamına geliyordu. Olacak olan olmuştu. Üzerime koca bir bok parçası düşmüştü. Nefes almam zorlaşıyor ve giderek acı çekiyordum. Yavaş yavaş hareketi de devam ediyordu. Boynumdan aşağısı zaten onun altındaydı. Şimdi de başım dahil tüm vücudum bokun altında kalacaktı. Kaçınılmaz sonu bekliyordum. Çok da sürmedi bu olmuştu. Şu an sadece karanlık, acı ve yavaş yavaş soluksuz kalıp bir böcek gibi ezilmem kalmıştı. Son nefesimi de vermiştim.
En trajik olanı da ne yaparsam yapayım Tanrıçam Ela'nın dikkatini dahi çekememiş olmam. Kim bilir şu an nerede neyle meşgul oluyordu. Tek bildiğim benim onun umurunda olmuyor oluşumdu. Elaist olmak biraz da buydu işte.
0 Yorumlar